eksibesiktas

İtiraf ediyorum, suçlu benim.

In A.J. Auxerre, sezai ikilitre, Şener Kurtulmuş on 02/05/2009 at 10:42

Evet değerli Beşiktaş severler, bu hafta takımdaki cenabetliğin kökenleri ve tarihsel gelişimini bilimsel bir metotla analiz ederek  gelecek kuşaklara bilgi notu olarak aktarmaya karar verdim. Öncelikle bahsedilen bilimsel yöntem kullanımı ifadesinin boş bir iddiadan ibaret olmadığını, tozlu taraftar arşivlerinde yapılan derinlikli bir tarama neticesi elde edilen tarihi belgelere dayandığını ifade etmek istiyorum. Bir doktora tezi hassasiyeti ile ele alınan konu hakkında ileri geri konuşulmadan önce bu durumun akıldan çıkarılmamasını rica ederim.
Tabi böyle bir yaklaşımdan ziyade Reşad Ekrem Koçu modelini benimseyip ‘Genç Oğlanların Hikayesi, Kadıköy Batakhanesi’ başlığı ile bir yazı kaleme almak da hoş olabilirdi, fakat işimize ve renklerimize duyduğumuz saygı, bizi bu tür patika yollara sapmaktan alıkoyuyor sevgili Karakartal’a gönül verenler.
Hikayemiz 1994 yılının sonbaharında başlıyor. O tarihlerde, Oxford’u olsun, Massachusetts Institute of Technology’si olsun, yüksek kalibreli eğitim kurumlarının tekliflerini elinin tersiyle iterek ‘beni Türk proposörlerine emanet ediniz’ demek suretiyle İstanbul’un Avrupa yakasında tahsil hayatına devam etme kararı almıştır kahramanımız. O zamanlar Beşiktaş ilçe sınırları içerisinde yer alan tek üniversiteye kayıt yaptırarak aslında takımı ile arasındaki organik bağın ne kadar güçlü olduğunun ispatını sunmuştur çevresindekilere.
İlk dönemler kendisi gibi siyah beyaz renklere gönül verenleri tespit ederek yakınlaşma faaliyetleri yürütür. Bu örgütlenme dönemi içerisinde, ruh hali anlık gaza getirmelere uygun yandaşlara özel önem gösterir. ‘Nasıl olsa 4 sene var daha, bir gün biter elbet’ hissiyatı içerisinde, derslerine gereken özeni göstermeyen kahramanımız, koridorlarda olsun kantinde olsun o yıl Christoph Daum önderliğinde kazanılan şampiyonluk hikayeleri ile geyiğin dibine vurmaktadır. 
Takvimler ekim ayının soğuk ve sisli bir Perşembe gününü gösterdiğinde, günlerdir hazırladığı planını uygulamaya koyar. Süper gaz alan militan kuvvetlerin toplandığı bir anı kollayarak, meteorolojinin ruh hallerine hediye ettiği kasveti kullanıp hamlesini yapar:
“la ökser maçına gidek olm, stadı görmüş oluruz, n’bçim Beşiktaş’lısınız a.q.” 
Ortam bir anda şenlenir, ortamın müsait olması sebebiyle stada doğru yola çıkarlar, bilet alıp maça girerler. Uzatmayalım; ilk yarı fırtına gibi eser Beşiktaş, soyunma odasına 2 fark ile önde girerler. Devre arası harlı geyik döner, herkes çok neşelidir, sonra içerinden biri aynen şöyle der: ‘la şimdi 2 tane yermişiz, malmö gibi olurmuş’. 
Bir anda buz gibi havanın soğuğu kemiklerine kadar işler, hepsinin aklına o kara gece gelir, gelmekle kalmaz evrensel cenabetlik kanunları devreye girer, dedikleri olur, hemen arkasında durdukları kaleye atılan 2 gol daha seyrederler, Şener’in bacaklarının arasından geçen topu en iyi açıdan görürler, gittikleri ilk maçın bu olmasına mı, gelmelerine mi, yaptıkları saçma muhabbete mi üzülsünler bilemezler.
Neticede işte o maça ait bilet, yıllardır saklarım, kısmet bugüneymiş, vesile ile tüm camiadan da özür dilerim, biz gitmeseydik belki şimdi müzemizde Avrupa Kupalarımız vardı.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: