eksibesiktas

Zanaatkarlar ve Sanatçılar

In Beautiful Freak, Matias Delgado on 02/24/2009 at 02:54

“22 adamın bir top peşinde koşmasından ne anlıyorsunuz?” repliği bir dönem Pazar gecelerinin neşesiydi, hangi kanal izlenecek tartışmalarının eşliğinde. Tabii sonra evlerdeki televizyon sayısı arttı da bu tartışmalar bitti ancak zaman bu sözleri sarf eden tüm anneleri, ablaları, yani bayanları haklı çıkardı ve futbol git gide sadece top peşinde koşan adamların sporu haline geldi. Öyle kuru kuruya koşmak da yetmez, aynı zamanda güçlü olmak, alan daraltmak lazım. E bir yandan da kas sistemi bu, güç oranında estetik azalıyor. Bakıyoruz sahada koşan, alan daraltan bir dolu adam var ama aralarında bir adet çilingir yoksa hepsi sıradanlaşıp, birbirlerini oyalıyorlar sanki, keçi boynuzu mübarek…

CM 01-02 türk gençliğinin kanına girmiş, Avrupa liglerinden futbol NTVve TV8 sayesinde evlerimize yeni yeni teşrif etmiş, Fatih Terim İtalya’da ‘risoltante importante’ demeyi öğrenirken, 10 numaraların altın devriydi işte. Sadece 10 numara ile kısıtlamayalım, ince bilekli, kıvrak zekalı ya da oyunu başka türlü oynayan adamlar kastım. Zidane, Figo, Rui Costa, Del Piero, Nedved almış yürümüş, Totti ismi merak uyandırmış, Aimar rekor ücretle İspanya’ya gelmiş, Riquelme, D’alessendro gibi nice isim CM sayesinde kafalara kazınmış, Türk futbolunda Hagi-Sergen tartışması yapılan yıllar işte. Herkes onların ayağına bakıyor, mutluluğun formülü çok açık, bir 10 numara bir de Hakan Şükür tipi forvet deniliyordu, ta ki Jose Mourinho ortalarda belirip, 4-6-0 oynayacak kadar densizleşene dek. Bu süreçte dünya futbolunun gidişi arz-talep dengesinden dolayı ince adamların alttan çıkmasına izin vermez oldu. Halbuki daha 7-8 yıl önce futbolun sanatçıları addedilmişlerdi. Onlar sanatçıysa, geriye kalanlar ne oluyor? Tabii ki zanaatkar.

Zanaatkar ortaya somut iş koyar.Erbaplığı ne üzerine ise, o konuda istenileni verir. Sanatçının ortaya koyduğu ise biraz soyuttur, ihtiyaç olanı değil kendi istediğini üretir, üretilenden kimin ne aldığı ise kişiye göre değişir. Abuk bir örnek olacak ama Nobre masa yapsa, Sivok koltukları halleder, Ernst güzel bir halı dokur ortaya ama duvara tabloyu asacak olan ancak Delgado’dur. O tablodan herkes aynı keyfi almaz, kimi sever kimi “bu ne be” der, hele salon bomboşsa duvardaki tablo dam üstünde saksağan gibi durur ama bir evi de o tablonun güzelliği zengin gösterir.

Her neyse, lafı fazla uzattım yine. Bunca laf kalabalığının aslında tek nedeni Delgado’yu sahada görmeyi özlememdir. Gelsin artık kaptan tsubasa. Sonunda güçlenmiş orta sahanın önünde, bir sağda, bir solda, bir ortada Tello ile değişmeli olarak oynasın, Del Bosque’nin Real Madrid taktiği (Zidane-Makalele-Helguera-Figo) bu sefer Mustafa Denizli’nin Beşiktaş taktiği olsun..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: